Afganistan Türkmenleri Dünü ve Bugünü

Her milletin kimliği, tarihi ve kültürü ile bilinir. Bir milleti tanıtmanın en temel amacı, o milletin tarihini tanımak ve değerlendirmek; geçmişe gömülü kalan ve o milletin övgüye değer bulduğu konularla, izzet, büyüklük ve yenilgileri gibi gizli konuları açıklığa çıkarmaktır. Bir milletin geçmişi tanınmadığı müddetçe, o milletin durumu ve gelecekteki özellikleri hakkında hiçbir fikir yürütülemez.

Ülkemizin bir bölümünü oluşturduğu Türkmenlerin övgüye değer tarihinin tanınması konusunda hiçbir bilimsel ve pratik çalışma gerçekleştirilmemiştir. Türkmenlerin durumu ve yerleşimi hakkında bilgi vermeden önce, Türkmen kavramının mahiyeti ve anlamına kısaca göz atmakta fayda var.

Geçmişteki tarihi belgeler açısından bakılarak incelendiğinde, Orta Asya’nın geniş çöllerinde, her birine farklı isimler verilen çeşitli Türk boyları ile daha büyük gruplara bölünerek yaşayan grupların olduğu görülür. Tarihi belgelerden anlaşıldığı kadarıyla, eski ismini muhafaza eden ve daha sonraları bir millet düzeyine kadar gelişmiş olan Türk boylarından Kırgızları, Uygurları, Türkmenleri ve Başkurtları saymak mümkündür. Türkçe konuşan kavimler ile eski Türk boyları arasında göze çarpan isimlerden biri de “Türkmen” kelimesidir. Türkmen, Merkezi ve Orta Asya’da yaşayan bir kavmin ismi olup, bu isimin önceleri El-Mukaddesi, Gerdizi, Beyhaki ve adı bilinmeyen diğer Sistan tarihçileri, Arap ve Fars yazarlarınca 5. yüzyılda Farsi’nin çoğulu olarak kullanıldığı görülür. Orta Asya’nın tanınmış bilgelerinden Ebu Reyhan-ı Biruni ve büyük Türk dil bilimcisi Mahmud Kaşgari bu kelimeyi, Türkçe’deki “Oğuz”, Farsça ve Arapça’daki “Guz” kelimesi karşılığı olarak çok kullanmıştır. Sözgelimi, Arap gezgin ve bilge El-Mukaddes 4. yüzyılda şöyle yazıyor: “Urdur (Erder), sürekli olarak İspicap hükümdarlarına hediyeler gönderen Türkmen Hanı’nın yaşadığı küçük bir şehirdir.”1

“Türkmen” kelimesinin kökeni ile ilgili en eski belgelerden biri olan ve 8. yüzyıldan beri varlığını sürdüren “Tundiyan” isimli Çin ansiklopedisi, Türkmen kelimesinden “Turkumung” olarak bahseder. “Mağ” dağında bulunan ve 8. yüzyıla ait belgeler de Türkmen kelimesinden aynı şekilde bahseder. Hatta “Türkmen” sözcüğünün anlamı Orta Çağ bilim insanlarının ilgisini çekmiştir. Öyle ki, Doğu’nun tanınmış bilgelerinden Ebu Reyhan-ı Biruni (973-1048) yaklaşık olarak 1000 yıl önce eserlerinde “Türkmen” sözcüğünün anlamı hakkında açıklamalar yapmıştır. Biruni’ye göre, İslam dininin kabulünden sonra Oğuz Türklerinin diğer müslümanlarla olan anlaşmazlığı nedeniyle, henüz İslam’a yayılmamış çeşitli Türkçe atasözlerinin tercüme edilmesi ihtiyacı doğdu. Müslüman Oğuz Türkleri işte bu tercümanlık işini yerine getiriyorlardı. Yani, “tercüman”, “targan” ve daha sonraları bu sözcük “türkeman” ve “türkmen”e dönüştü.

Bu isimlendirme, Selçukluların zuhuru ile değiştirilmiş olmasına rağmen, anlaşıldığı kadarıyla daha sonraları tamamen Oğuz ailesine atfediliyordu, yani sadece Selçuklu grubu ile sınırlı değildi. Ancak Türkmenlerle Oğuzlar arasında fark olduğunu ileri süren yazarlar da mevcuttur. Bu ayırımın sebebini Minuriski şöyle açıklıyor: “Selçukluların büyük ihtimalle kendi destekçileri için ‘Han’ lakabını bulduklarına ve kendilerini, Selçuklulardan önce Küçük Asya ve İran’a hücum eden ‘Guz’ kabilesi ile daha sonraları Sultan Sencer’i esir alan Selçukluların karşısında olan diğer “Guz”lardan ayırt edilmek için kullandıklarına inanıyorum.”

Büyük Rus oryantalisti Bartold’un söylediğine göre müslüman “Guz”lara Türkmen denmiştir. Kaynağı belli olmayan bu isim daha sonraları “Guz” isminin yerine geçti. Selçuklu Melikşah’ın tabibi Meruzi, 1120’lerde kaleme alınan “Tabiat-i Hayvan” isimli kitabunda Türkmen kelimesinde çok açık bir şekilde müslüman Oğuzlar yerine kullanmıştır. Ona göre Türkmenler, İslam dinini kabul eden Türklerdi. Buna ek olarak şunları da söylüyor: “İslam’a bağlı Türkmenlerle müslüman olmayan Türkler arasında çıkan savaşta, gayrimüslimler Harezm şehrinden kovulmuş, Becenk ya da Beçeng denen bir bölgeye göçmüşlerdir”.

Minuriski ise şöyle demektedir: “Türkmen teriminin yayılması ‘Guz’ların İslam’a girmeleri ile gerçekleşmiştir. İslam kaynaklarına göre bu kullanım, ilk defa 10. yüzyıl kaynaklarında görülür. Ceyhun nehrinin yakınlarında bulunan ve bugün tanınması mümkün olmayan ‘Buruket’ ve ‘Belaç’ şehirlerinde İslam’la şereflenmiş Türkmenler yaşarlardı.”

Çağdaş Türk araştırmacı M. Gökbilgin, meşhur Türk tarihçi Fuat Kuperluzade’ye dayanarak şunu yazıyor: “Oğuz Türklerine, İslamı kabul etmelerinden sonra Türkmen denmiştir.”2

Türklerin göçlerinden önceki yerleşim yeri, tarihçiler arasında hep tartışmaya sebep olmuştur. Çin kaynakları Altay dağlarını, bazıları Asya’nın batısını ve bazıları da Ertiş ve Ural arasındaki bölgeyi, Altay dağları ile Kırgız çölleri veya Baykal nehrinin (çayının) güneyini göstermiştir.

Türkler diğer ırksal gruplar gibi tek bir bölgede yerleşik kalmamışlar ve sürekli diğer diyarlara göç etmişlerdir. Tarihi efsanelere binaen, özellikle Oğuz ve Uygur kavminin göçü hakkında tarih kitaplarında bahisler mevcuttur.

Oğuz ya da “Guz”lar dahil birçok grubun, milattan önce Kafkas dağları ile Hazar Denizinin doğusundan İran ve Şam’a göç ettikleri ve bu göçün devam ettiği bilinmektedir.

Oğuzlarla 24 çeşit grubu hakkında, 11. yüzyılda Mahmut Kaşgari, 15. yüzyılda Reşid ud-din, Baziçioğlu, Salar Babagül Laleoğlu, Ebulgazi Bahadır Han, 17. yüzyılda Hive Hanı gibi bilim insanları farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.

Bu şekilde Oğuzlar dahil çeşitli Türk toplulukları yıllar öncesinden Kafkas dağları ile Hazar Denizi’nin doğusundan İran ve Şam’a girmişlerdir. Bu göçler, 5. yüzyılın ilk yarısında, bazı İslam kaynaklarında kendilerine Türkmen de denen bir Türk grubu Horasan’a göç edene kadar devam ediyordu. Selçuklular bu gruptandı. Hudud-ul-alem ve Gerdizi Tarihi gibi kitaplarda belirtildiği kadarıyla, 10. yüzyıldan itibaren bugünkü Kırgızistan ve Kazakistan’ın bulunduğu Belhaş çayının civarında resmi isimleri Oğuz ya da “Guz” olan bir Türk kabilesi yaşamıştır.

5. yüzyılda bunların bir kısmı Rusya’ya bir kısmı da Horasan’a göç etmiştir. Kanik grubundan Selçuk Bin-Dekak’a mensup Selçuklular 24 grup Oğuzdan biri idi ve 980 yılından önce aşiretinden ayrılarak, Cend şehri yakınlarında Büyük Seyhun’un sağ tarafına yerleştiler. Gazneliler ve daha sonra Selçuklu İmparatorluğu’nun kuruluşu ile hanedana bağlı küçük imparatorluklar tarihte özellikle İslam tarihinde yer buldu. Bunlardan biri de Türkmenlerdir. Türkmenlerin hanedanlığı Gazneliler ve Selçuklularla başlayıp, Osmanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safaviler ile devam etmiştir. Türkmen klanları ile meşhur hanedanlarının çoğunun o dönemlerde İran, Afganistan ve Hindistan bölgelerinde ikamet etmesine rağmen onlara “Bumiler” dendi. Bu grubun çoğunluğu, değil Türkmen olduklarının farkında olmaları, bugün kendilerinin Türk olduğunun bile farkında değildiler.

Balkanat ve Hazar Denizinin güneyine doğru Mankışlak, Suriye, İran ve Türkiye’ye göç eden Türkmenler az çok milli kimliklerini muhafaza etmişlerdir. Selçukluların yıkılmasından 18. yüzyıla kadar bugünkü Türkmenistan’da birçok büyük Türkmen toplulukları ortaya çıktı. Bunlar Yazirler ve Ersarılar’dır. Devletlerin kuruluşu bir yandan, göç diğer yandan, bu toplulukların ortaya çıkardığı birlikler, kendilerinin oluşturduğu kabilelerin kompozisyonunda da değişiklik yapılmasına sebep oldu. Bazı kabileler (klanlar) yeni kurulmuş olup ya tamamen ortadan kalkmıştır ya da başka bir karışımın içine girmiştir.

Yazara göre, tarihi belgeler gösteriyor ki, bugünkü Türkmenistan, Kuzey İran ve Afganistan, Orta Asya v.s. Türkmenlerinin çoğu, Mankışlak ve Balkan civarı dağların etrafında yaşayan ve Yazir ve Ersarı birliklerini oluşturarak milli ve kavmi kimliğini muhafaza eden Türkmenlerdir.

Türkmenler Afganistan’a da, ilk defa Gazneli’ler ve Selçukluların girmesi ile geldiler. Gorlavski’nin yazdığına göre: “Oğuz Türkmenleri 1034 yılında Harezm’den Marı, Serhas, Ebiverd ve Badgis’e yerleştiler ve Türkmenlerin iktidara Kubadiyan’a galip gelmesi ile Tirmiz vilayetine, oradan Amu nehrinden geçerek Şeburkan (Bugün Kuzey Afganistan’da bulunan Şibirgan) ı ele geçirdiler”.3Hatta Selçukluların Oğuzlar ya da Guzlar denen çeşitli kavimleri Mavera-un-nehir Kadagan ve Bedahşan’da yaşarlardı ve o günden bugüne hemen hemen bütün dönemlerde Türkmenler Afganistan’da ikamet etmişlerdir. Keza, Celaleddin Han Çengiz istilası sırasında Gazne’nin emarelerini elde ediyor ve onun yanında o zamanlar bir Türkmen askeri hizmet etmekte idi. Bunlar aşireti ile birlikte Gazne’de ikamet ettiler. Bayram Han Türkmen’in Babür İmparatorluğunun yardımına yetişmek için Hindistan’a doğru yürüdüğünde bin Türkmen kavim ve aşiret yardıma koştu ve Kandahar ve Kabil şehrinde Hint İmparatorluğu tarafından hükümranlık da yaptı. Bayram Han, Bedahşan’da doğmuştu ve Bahalu Türkmen klanına mensuptu.

Sefeviler sırasında Mavera-un-nehir Özbekleri ile sürekli savaş yapılırken, Türkistan’ın idaresi Türkmenlerin elinde idi, ancak daha çok Gokleng Karamanlılarının elinde idi. Akça, Kilift, Andhoy gibi Türkistan Türkmenleri, birkaç kez Nadir Efşar hükümranlarına karşı ayaklanmayı organize ettiler. Teke klanından idiler ve liderliğini, daha sonraları “serdar” lakabını alan Kaymer Kor üstleniyordu. Tarihe göre bu dönemde Afganistan’ın Kuzey ve Kuzeybatısında yaşayan Türkmen kavimleri Sarıklar, Tekkeler, Al-İliler, Goglengler, Karkınlar idi. Ahmed Şah Ebdali zamanında ilk önce Türkistan hükümeti ile askeri hükümdarı Türkmenler tarafından tayin edildi. Gerçi bir müddet sonra Türkistan’ın teğmeni (Naib-ul-Hükume) Kandahar’dan tayin edilecekti, buna rağmen askeri hükümdarlar Türkmenlerdendi. Belh, Taşkurgan, Kunduz, Bedahşan, Akça, Şibirgan, Serpul, Andhoy ve Faryab gibi Kuzey Afganistan’ın çeşitli şehirleri bağımsız hükümetler kurduklarında, Feyz Muhammed Katib’e göre bu gelişmede Türkmenlerin rolü vardı. Vamberi’nin yazılarına göre: “Andhoy, Al-İli Türkmenlerinin içinde yaşadığı diğer bir şehirdi. 1863 yılında bin haneye, sekiz bin çadıra sahipti. Kimileri şehrin eteklerinde diğerleri çöllere yakın yerlerde yaşarlardı.”4

Karpof 1926’da şöyle yazıyor: “Ersarı’ların çoğu Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan’ın çeşitli yerlerinde yaşarlardı. Sayıları 1000 civarındaydı. Bu Ersarı ve Karkin kabilelerinin bir bölümü Afganistan’ın Kuzey bölgelerinde yaşarlardı.”5

Abdurrahman’ın Sefername isimli eserinin birkaç yerinde kendi rivayetiyle, Türkmenlerin Afzal Han ve Abdurrahman Han’ın hükümdarlık ettiği dönemdeki rolünden bahseder. “Katagan ve Bedahşan’ın Tanıtımı” isimli kitabın Kunduz bölümünde, Keşkeki de Kale-i Zal Türkmenlerinin örf ve adetlerinden bahseder.

Kısaca Afganistan’da asırlardır Türkmenler yaşamaktadır. Bunların çoğunluğu Ersarı’lar oluşturmuştur, ayrıca Sarık, Salar, Karkın, Beyat, Teke, Al-İli, İgdir v.s. de görmek mümkündür. Türkmenlerin toplam nüfusunu, sağlıklı istatistiklerin olmayışı nedeniyle hesaplamak güç, ancak bölgesel istatistiklere göre Afganistan Türkmenlerinin nüfusunu 3 milyon tahmin etmek mümkündür. Afganistan Türkmenleri, genel olarak kabile ayırımı dışında iki ana kısıma bölünebilir: “Vatani” ve “Göçmen”. Vataniler hakkında daha önce bahsetmiştik. Göçmenler de Buhara Emir’ine karşı yapılan sonuçsuz ayaklanma sonucu Ruslar tarafından Semarkand şehrinin işgali, Buhara Emir’i ile yapılan savaşlar, Bolşevik Devrimi, Türkistan’ın bağımsızlık hareketi veya Orta Asya Basmaçlar’nın ayaklanması, Stalin döneminde tarımın ortaklaştırılması sırasında grup grup göç etmişler, ayrı bölgelerde ikamet etmişler ya da kendi dildaşlarının yaşadığı il ve ilçelere yerleşmişlerdir.

Bugün Türkmenler Afganistan’ın 9 ilinde yaşamaktadırlar, bunlar Kunduz, Bağlân, Semengan, Belh, Cozcan, Faryab, Badgis, Herat, Hilmend, Kabul, Kandahar ve Serpul şehirleridir.

Türkmenlerin büyük çoğunluğu Kunduz, Belh, Cozcan, Faryab, Herat’ta yaşamaktadır. Karkın, Hamyab, Şortepe, Keldar, Merdiyan, Mengecik ilçelerinde ise tamamen Türkmen yaşamaktadır; Türkmenler dışında hiçkimse yaşamamaktadır. Örneğin Kale-i Zal’da %90 Türkmen yaşamaktadır.

Afganistan Türkmenleri esasen Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan sınırlarına yakın bölgelerde ikamet etmektedir. Türkmenler medeni bir millet olup genellikle şehirlerde yaşarlar. Türkmenler genellikle hayvancılık, tarım ve el zanaatı ile ilgilenirler. Özellikle Karakul koyunu, at ve deve yetiştirme konusuna özel bilgiye sahiptirler. Kısmen ticaretle uğraşırlar. Türkmenlerin esas geliri halı, Karakul postu ve yünden ibaret olup, ülkenin ihracat kalemleri arasında her üçü de önemli yere sahiptir. Bir zamanlar uluslararası öneme de sahipti. Bugün de Dali Kunduzi, Ali Hoca, Andhoy, Kızıl Ayak ve Çekiş Akça halıları en meşhur halılardır.

Maalesef savaşın sürmesi, kan akması ve emniyetsizlik sonucu Afganistan Türkmenlerinin üçte biri göç etmeye zorlanmıştır. Göç ettikleri ülkeler ise Pakistan, İran, Türkiye ve Türkmenistan’dır. Türkmen göçmenlerinin çoğu Pakistan’a yerleşmiştir. Bugün göçmen Türkmenlerinin halıları uluslararası piyasalarda Pakistan halısı olarak satılmakta ve büyük rağbet görmektedir.

Cihad sırasında (Afgan–Rus harbi) Türkmenler en büyük rolü üstlenmişlerdi. Pakistan’da kurmuş oldukları İttihadiyeyi İslami Şimal-i Afganistan Partisi’nin yanında diğer mücahit grupların kurmuş oldukları Cemiyet-i İslami, Hizb-i İslami ve Hareket-i İslami v.s. gibi mücahit partileri de faaliyet gösterdiler. Hatta Türkmenlerin yaşadığı çoğu bölge (Hamyab, Keldar, Şortepe, Karkın, Kale-i Zal, Merdiyan, Mengecik, Karamkul ve Kurgan v.s.) Komünist hakimiyeti altına girmemişti ve Rusların ayağı oralara varmamıştı.

Türkmen kavimlerinin çoğu şehit olmuştur. Türkmenler Afganistan’da 22 yıllık savaş boyunca en büyük darbeyi almıştır. Türkmenlerin yaşadığı yerleşim bölgelerinin çoğu viran olmuştur. Hatta bir tek evin bile kalmadığı yerler mevcuttur. En iyi çocukları sıcak savaş cephelerinde kurban gitmişlerdir. Bugün şehit aileler ile kimsesiz ailelerin sayısı çok fazladır. Türkmen halkı da Afganistan’da yaşayan diğer kardeş kavimler gibi çilekeş, milli menfaatleri dikkate alan, ülkenin ortak değerlerini gözü gibi gören ve ülkenin korunması uğruna çaba sarfeden bir millettir.

Türkmen halkının temel özelliği misafirperverlik, doğru sözlülük, sabır ve metanet, dayanıklılıktır. Hileden ve iki yüzlülükten nefret ederler. Çünkü Türkmenlerinin çoğunun hayatı tarih boyunca göçmen şeklinde olmuştur. Nerede bol otlak gördülerse oraya ilgi duyup yerleşmişlerdir.

Türkmen halkının bir başka özelliği de kavimsel münasebetlerle, kabilesel yaşayış biçimini, sünnetleri ve halk ananelerini muhafaza etmeleri ve buna özel saygı duymalarıdır. Milli özellikleri, yemek pişirmelerinden elbise şekil ve çeşitlerine kadar, ev aletlerinden iş ve tarım alet ve edevatlarına kadar hepsi muhafaza edilmiştir.

Türkmen halkı at binmeye ve yetiştirmeye çok ilgi duyarlar. At, Türkmenler açısından çok saygın bir yere sahiptir. Türkmen halkının üstün kültürü ve zengin folkloru vardır. Bütün folklorik janrlar (génre) özellikle efsaneler, rivayetler, destanlar, ata sözleri, masallar, türküler ve çeşitli şarkılar, türlü türlü oyunlar hâlâ el değmemiş gibi özgünlüğünü korumuştur. Türkmenler arasında okuma yazma bilmeyen kişi sayısı çok fazladır. Saltanat ile Davud Han’ın cumhuriyeti döneminde kazanılan üç-beş okur yazar da yirmi yıllık savaş nedeniyle ya öldürülmüş ya da civar ülkelere göç etmek zorunda kalmıştır veyahut da toplumdan uzaklaşmıştır..

Türkmen halkı, diğer Afganistan halkı gibi savaşın bitmesini ve genel barışın teminini, bütün millet ve kavimlerin katılımı ile milli çapta bir devletin tesisini istemektedirler. Türkmenler, özgürlük, milli egemenlik ve toprak bütünlüğü, dostluk, kardeşlik ve ülke halkının birbiri ile bağlılığını, özellikle mahrum milletlerin korunması savunmaktadırlar.

Sonuç olarak, Türkmen halkı ülkenin saadet ve mutluluğunu, halkların birbiri ile savaşmasında değil, mahrum milletlerin ve kavimlerin birlik ve beraberliğinde görmektedir.

1 ATACİKİF, Orta Çağlarda Türkmen Halkının Oluşumu ve Ortaya Çıkışı .., Aşkabat Yay., 1991, s. 74.

2 GÖKBİLGİN, Türkler Tatarlar Evladı, İstanbul, 1975, s. 6.

3 Gaznelileri, Türkmenlerden daha eski idi, Bakınız: Hazara Tarihine Bir Bakış, Türkmen Bölümü.

4 Oraz Muhammed SARLI, Türkmenistan Tarihi, Birinci Cilt, 1995, s. 124.

5 ATACİKİF Uçriki, a.g.e., s. 280.

 

Haberler

E-posta Bülteni